şükeyra1-cengizhan konuş

 

Allah bir, aşk tek Şükeyra. Bana inanmadığım bir şey söyle ki olmayacak doğruya inanan düşüm seni var saysın.

Sen bana korku şehirlerinden emanet düşlerin duraksız yolculuğuyla geldin; içinde uykusuz gülüşlerin kara mayınlarını taşıyarak. Şaşırmış bir ömrün yol kenarlarında karşıladım yanağının utangaç kırmızılığını. Dizlerinin yarası gülüşlerinin yarasından daha derindi. Yüzün yalnızlığın sığınılmamışlığı kadar tanıdık, aşkın yağmur merhameti kadar yabancıydı. Kimseye kalmayan ve kimsenin sarılamadığı sıcaklığında soğuk fırtınaların deniz dalgaları koptu apansız. Kılıcın kan değen ucuyla ve yağmurun anne karnı huzuruyla okşadın geçmişten kalan miş’li geçmemiş yaralarımı. Annen gibi ruhunun yankısına biganeyken yol üstünde uğrayıp acını azalttığın kentler, deniz babanın kokusuyla yalardı şakağındaki yıkılmış limanların yamacında ölen martıların kanatlarını. Çocukluğun bu yüzden hep korkaktı, hep yasaktı ama hep sadıktı. Ölü çocukluğunun kelebek kokusuyla yaşanır mı aşkın gör-ebe saklambaçları Şükeyra?

Koynunda sakladığın mektuplarda aklarken gözyaşını, kirpiklerinle gözyaşını silebilme becerin seni hep gülümsetti; hatta baş aşağı ağlarken bile. Ellerinin kuytusunda ayrılıkla karanlığın kavuşmasını gördüm: Kuyularda saklansın kaşına düşen uçurum. Aşk dedim, susup kaldın. Varoşlarda ölen esmer adamların cesaretsiz adımlarıyla yürüdün gözlerimi. Yeterdi suskunluk keskin virajlı, yalnızlık ulamalı yolları aşka bağlamaya. Herkesin susuşu başkasına yabancıdır derken, mutluluğun tanımında mutsuzluğunun karanlık halini seyrederken cümlelere aktı pişmanlığın. Kendine dönüp yüzünden akan şehirlerle tırmaladın içinin şiir tutanaklarındaki hâlini. Aynanın derinliğinde biriktirdiğin düşler kırıldığında senden başka herkesi toplamak için miydi Şükeyra? Sustuğun kadarsa sensizlik, hayatsızlığımın kefeni kadar kanıma yığılıp kalmanı diliyorum.

Ölümümden kârlı çıkan hayatın ta kendisiyken, kendimde bulamadıklarımı senin bildiklerinde buldum. Aşk bilebilmenin acemiliği değil, unutabilmenin ustalığıymış o zaman anladım. Halbuki seni anlamayanların anlamlarına, seni yaşayamayanların yaşamlarına seni ekleyecek kadar aciz ve seni onlardan alabilecek kadar güçlü değildim. Sen bana kendi bedelini sessizlikle ödetirken, cemalimdeki aynalar kan kustu, yüz geceden düşüp yüz üstü yüz kere kırılarak. İçinden geçsem bin parçayım, gözünden baksam yalnızlığın söz dizisinde hep mağlubum Şükeyra dediğimde çoktan susmuştun. Benimle senin arandaki mesafe aşkla aşılacak ayrılık kadar kısayken, seninle benim aramdaki mesafe gözlerin gibi sus sus bitmedi. Ve aşk yırttı gönlüme inen perdeyi… Seni terk etmeye aşkım yetmiyor ya, Mevlana çağının sokakta kalmışları kadar yalnızlaştır içimi.

Ömrümün karanfil rengi yanarken kokunla gülüşün arasında, saçlarının şeddesine sokuldu parmaklarım. Hani rüzgar bendim saçlarının özgürlüğünde Şükeyra! Uzak bir şehirde sessizlikle anıldı adının yanılgısı. Akşamlarda kaldı kokunun ten alıcılığına çarpan yolsuz yolcuklarımın kaza raporu. Kalakaldım içinin korku aynalarında; bir adım sonran bana alamet. Ceplerimde kıyametten kalmış kül yığını ellerinin. Hangi rüyaya dalsam güpegündüz uykusuz kalıyorum. Hangi kapıyı açsam ardında kırk kapı kalbin. Ömrüne baksam düşümden geçip, rüzgâr senden doğuyor. Ruhum zorla kabzedilirken aşkın ayak yalınlığı için, yokluğum kaybın tercümanı. Varlığını inkâr etmek aşktandı, seni var saymak ölümün ezberciliği. Değil mi ki yanağından yangınlar akıyor tekmil suskuyla, bırak eğik kalsın gözyaşının lamelif’i. Alenen çıldırmazsak kim şüphelenebilir aklın ikna odalarında aşka kefil olduğumuza? Her uzvun birbirinden güzel ama sen her uzvundan da güzelsin. Öyleyse gözlerin doğacak çocuklara isim olsun Şükeyra.

Sesinin yankısıydı suskunluk taş kitabelerde. Oysa söylenecek sözler kalmalı yüzüne karşı ağlanıp gözünün içinde can veren diyende bendim. Ezber ettiğin harflerin gölgesinde gövdemi harlayıp yol ederken canına, aydınlıkla karanlığın, geceyle gündüzün günahına tanık oldum: Şahitsizim aşkına! Diline gelen cümleler yağmaya yeminli yağmura karışırken yüzünde, aşkın olmazı yine aşk mıydı? Kalpte unutulmuş acıları sağalttım tenimin ücra kuraklığında. Ölümden önce gelen tren vagonlarında ömrümün kaçaklığına bilet kestim dönüşü yok sayılan. Kurumuş gül yaprağın varsa hâlâ, ıslak gülüşüme sür, geçsin korku ayinlerinde terk edilmeye hazırlanmalarım. Kaderimin üstünden ateşi bilen parmaklarınla geç: beni annemden sonra sen doğurdun.

Hikâyemde yokum. Güzelliğinin kumrallığıyla baş başa iki ayna arasında bırak gülüşünü: İki ayna arasındaki görüntü sonsuzdur Şükeyra

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !